bir sabah ile bir akşamın dengesi birbirini tutmuyor..
insanın nasıl tutsun dolunayda?
kendimi fark ettiğim ilk andan itibaren dışarıdan bir göz var beni izleyen.. bana bakan, beni gören ve bunu bana fark ettiren...
gözümü kaçırsam da kendimi gördüğüm... hiç kaçamadığım...
şimdi bile bu fildişinden kulede sanki herkes beni izliyormuş gibiyim...
beni seven, onun beni kanatları almasına ihtiyacım olduğunu düşünen - buna ihtiyaç duyduğumu düşünen - bir adam var karşımda...
yanında yürümek derken, düştüğünde arkanda olacağım derken benim düşe kalka yürüdüğümü düşünüyormuş.
eğer olursa değil...
ben hep düşen olduğum hatta büyük düşüşten hiç kalkamadığımı düşündüğü için...
benim yardıma ihtiyacım.. kurtarılmaya muhtaclığım...
benim kartondan duvarlarım var, hayatımın sahnesini değiştiren... der..
benim duvarlarım camdan demek istiyorum...
Duydum ki yine umudunu kesmişsin insanlardan,
dostluklardan... Duydum ki yine acımaya başlamışsın
kendine...
Yolunu kimselerin bilmediği, bilmek de istemediği
sevginin o hayal ülkesinde birilerini beklerken çok
üşümüşsün...
İnsan ancak kendisine sevgili olabilir, diyormuşsun.
Şimdi artık yollarda ve binbir hayalin peşinde
sürüklediğin ve yıprattığın sevgine minnet borcunu
ödeyecekmişsin...
Acıyan sevgini şımartacak, onu örtülere saracakmışsın.
Onu kendini güçlü ve korunaklı olduğunu hissetmediğin
hiçbir yerde ortaya çıkarmayacakmışsın...
Sevgini yırtıcı bir kuş gibi yetiştiriyormuşsun.
En iyi savunmanın saldırı olduğunu ve yokolmamak için
yoketmek gerektiğini öğretiyormuşsun ona...
Ona onu, sabırlar, merhametler ve inceliklerle değil,
hazlar, hayranlıklar ve kıskanç ilgilerle
besleneceğini vadediyormuşsun.
Her gece uyumadan önce arkasında Che Guevera’nın resmi
olan aynanla konuşuyormuşsun: Bir sen varsın önemli
olan, bir sen varsın gerçek olan... Hem onca acıya
rağmen hala güzelim...
Ve artık kendime yasaklıyorum başkalarına acımayı ve
hayatın acısını...
Aynadaki nefesinin buğusunu görüyorum buradan.
Gözlerinle gözgöze gelemediğim için tutup aynadaki
buğuyu öpüyorsun.
Yaralı kendini öpüyorsun...
Çekmeceden cüzdanının çıkarıp içindeki kredi
kartlarını seyrediyorsun zoraki bir hayranlıkla.
İçinde sevgini sakladığğın kaleyi daha da
güçlendirmeyi geçiriyorsun aklından.
Kredi kartlarını yalıyorsun dilinle ve onların zehirli
tadını içine akıtıyorsun.
Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen ölüm
çığlıklarına alıştırmak istiyorsun kendini böylece.
Hem senden güçsüzlerin ölümü, hem bu ölümleri gizleyen
ve bütün katliamları anında temize çeken teknolojinin
zehirli tadı sarıyor şimdi sevginin yaralarını.
Bankamatikten her para çektiğinde kulağına gelen
çocukların ve kimsesizlerin ölüm çığlıklarına
dayanamadığını hissettiğin anlar, senin için hayatta
sadece annenin babanın ve kardeşlerinin önemli
olduğunu söylüyorsun kendine ve akşam iş dönüşü onlara
hediyeler alarak evine dönüyorsun...
Ve eskiden, sevgini bir kalenin ardına saklamadan önce
sadece kendi çocuklarını sevenleri kınadığını unutmak
içinse bu defa başkaları değil kendin kanatıyorsun
sevgini.
Sonra küçük, tüylü bir köpek almak istiyorsun kendine.
Köpegi severken, kucaklarken sana acımasızlık eden
dostlarının, seni sevginin o hayal ülkesinde yıllarca
bekletip düşlerini ve ömrünü çalan sevgililerin
yüzleri geçsin istiyorsun karşından.
Onların yüzleri geçtikçe sahibin olduğun için senden
başka kimseyi sevmeyecek ve bağlanmayacak olan
köpeğine daha da sıkıca sarılmak istiyorsun, öpüp
koklamak.
Kendini öper gibi, yaralı ve belki de artık hiç
iyileşmeyecek olan kendini.
Hiç iyileşmeyeceğini artık kendinden bile
saklayamadığın böyle anlarda para kazanmak istiyorsun,
iş kurup daha çok para kazanmak.
Böyle anlarda bir kalenin ardında gizlediğin herşeye
yanlışlarla dolu olsa da senden izler taşıyan tarihine
bile düşman oluyorsun.
Seni bu hale getirenlerle bir olup bu belki de artık
hiç iyileşmeyecek yaralı kendini yoketmek
istiyorsun... Sonra yorgun düşüyorsun... Artık
dinlenmek istiyorsun. Yarına daha dinlenmiş ve
korkularından kurtulmuş olarak uyanmak istiyorsun...
Ve uykuya dalmadan önce vitrinlere bıraktığın
dalğınlığın geliyor aklına...Kendine bir kez daha
acıyorsun ve bu yüzden pahalı bulup da almadığın
giysileri almaya karar veriyorsun.
Bu pahalı giysiler sayesinde ilgilerin kölesi değil,
ilgilerin merkezi olmayı istiyorsun.
Bu giysiler sayesinde sızlayan sevgilerini örtmek,
örtmek, örtmek istiyorsun. Görünmez olmak istiyorsun.
Oysa senin gemin camdan sevgili...
İşte güçlü balığın güçsüz balığı yokettiği kanlı
denizin her tarafından seni görebiliyorum...
Sadece ben değil dost düşman herkes uykuya daldığını
görebiliyoruz buradan.
Çünkü senin gemin camdan sevgili.
Sıkıntından yediğin tırnaklarının kenarlarını...
Korkulu bir rüya gördüğünde birden silkinişini...
Yaralı sevgini korumak için aldığın onca kötücül
karara rağman nasılsa hep masum kalan sayıklamalarını
görüp duyuyorum buradan...
Kaleni ve kalenin ardında sakladığın yaralı sevgini.
Boşuna saklama sevgini. Senin gibiler hiç örtünemez
sevgili...
Seni bu kanlı deniz ve düşmanların da dostların da
hemen tanır.
Ya benzerini bulup gidersin buralardan.
Ya da seni yokederler sevgili...
Herkes gibi ve herşeyi bilerek yaşamaszın sen
Senin gibiler örtünemez...
Bu kanlı denizde senin gemin camdan sevgili.
25 Kasım 2007 Pazar
31 Ekim 2007 Çarşamba
Bu ada tek kişilik bir ada
Ne kadar istersen iste ders almadan yürümüyor hayat.
Yürümek zorunda hissetmeyebilirsin bir yere.
Sonunda varacağın yer hiçlik olsa bile
Birlik olsa bile
Yine de bir işe yaramış olmak,
Bir şey yapmış olmak isteğin hep aynı şey yüzünden
Bir şey olmak için
Bir de yapmadan duramadığın şeyler var
Sanki ecelinle değil de,
Yapmazsan öleceğin türden
Ne kadar yatsan da yatağa uyumak ve unutmak için
Yaptığın yanlışları
Akışa sağlayamadığın uyumu
Ney üfler hayatı
Sen ise nefesi
Nefsini tutamadığın için yargıladığın her an
Uzan yatağa
Değişir mi bilemeden
Ama umuduyla belki diye
Uzan yatağa
Kapa gözlerini
Sav aklındaki her uçucu noktayı
Belki derinliklerine kaybolur bilincinin
Gün gelir bir cümle içinde bir tamlama ile
Zaman öncesinin bir cümlesi hortlar yerinden
Kalakalırsın yeni ayın ışığında
Çırılçıplak yapayalnız
Bilirsin bu da geçecek
Elbet izini bırakarak
Evren evren duy sesimi
Her gün bir dikey hareket
Ve meydan okursun ölüme
Her sabah uyanarak
Bir de diğer tarafı var ayın yüzünün
Görebildiği kadar aklının
Ve yüreğinin
Kendini suçlamak nereye kadar
Üredikçe geleceksin kendine
Varmak istediğin yere koştukça gelecek nefes
Nefsine öğrettikçe huzuru hissedeceksin
Aradığın için değil bulduğun için olacaksın mutlu
Uykusuz bir gece ama suç yok
Denge var
Hak yok
Dengin var
Tırmalasa da kulağını canı yanmışlığın öfkeli sesi
İndirme yüreğini
Camdan duvarına çarpan yumruk seslerini
Duysan da kalbinin atışı gibi
Gir içine bedeninin tekrardan
Ve kes kendine dışarıdan bakmayı
Sendin unutma maskeli baloyu reddeden
Olmayacağım onlardan diyen
Şimdi evde bırak tüm maskelerini
Ve yeşile var
Silkin
Silkin ve kendine gel
Bu ada tek kişilik bir ada
Ve bazı bazı sana bile fazla
Göle eğ yüzünü,
Gör aksini, seni en iyi bileni
Sev, okşa onu
Bundan sonra egonu da çomağını da sok cebine
Aksın deliğinden
Süzül süzül
Hiçliğe er
Su ol
Huzur ol
Hiç ol
Olduğundan mutlu ol
Yürümek zorunda hissetmeyebilirsin bir yere.
Sonunda varacağın yer hiçlik olsa bile
Birlik olsa bile
Yine de bir işe yaramış olmak,
Bir şey yapmış olmak isteğin hep aynı şey yüzünden
Bir şey olmak için
Bir de yapmadan duramadığın şeyler var
Sanki ecelinle değil de,
Yapmazsan öleceğin türden
Ne kadar yatsan da yatağa uyumak ve unutmak için
Yaptığın yanlışları
Akışa sağlayamadığın uyumu
Ney üfler hayatı
Sen ise nefesi
Nefsini tutamadığın için yargıladığın her an
Uzan yatağa
Değişir mi bilemeden
Ama umuduyla belki diye
Uzan yatağa
Kapa gözlerini
Sav aklındaki her uçucu noktayı
Belki derinliklerine kaybolur bilincinin
Gün gelir bir cümle içinde bir tamlama ile
Zaman öncesinin bir cümlesi hortlar yerinden
Kalakalırsın yeni ayın ışığında
Çırılçıplak yapayalnız
Bilirsin bu da geçecek
Elbet izini bırakarak
Evren evren duy sesimi
Her gün bir dikey hareket
Ve meydan okursun ölüme
Her sabah uyanarak
Bir de diğer tarafı var ayın yüzünün
Görebildiği kadar aklının
Ve yüreğinin
Kendini suçlamak nereye kadar
Üredikçe geleceksin kendine
Varmak istediğin yere koştukça gelecek nefes
Nefsine öğrettikçe huzuru hissedeceksin
Aradığın için değil bulduğun için olacaksın mutlu
Uykusuz bir gece ama suç yok
Denge var
Hak yok
Dengin var
Tırmalasa da kulağını canı yanmışlığın öfkeli sesi
İndirme yüreğini
Camdan duvarına çarpan yumruk seslerini
Duysan da kalbinin atışı gibi
Gir içine bedeninin tekrardan
Ve kes kendine dışarıdan bakmayı
Sendin unutma maskeli baloyu reddeden
Olmayacağım onlardan diyen
Şimdi evde bırak tüm maskelerini
Ve yeşile var
Silkin
Silkin ve kendine gel
Bu ada tek kişilik bir ada
Ve bazı bazı sana bile fazla
Göle eğ yüzünü,
Gör aksini, seni en iyi bileni
Sev, okşa onu
Bundan sonra egonu da çomağını da sok cebine
Aksın deliğinden
Süzül süzül
Hiçliğe er
Su ol
Huzur ol
Hiç ol
Olduğundan mutlu ol
20 Haziran 2007 Çarşamba
16 Haziran 2007 Cumartesi
15 Haziran 2007 Cuma
c'est la vie
This is how it works
You're young until you're not
You love until you don't
You try until you can't
You laugh until you cry
You cry until you laugh
And everyone must breathe
Until their dying breath
No, this is how it works
You peer inside yourself
You take the things you like
And try to love the things you took
And then you take that love you made
And stick it into some
Someone else's heart
Pumping someone else's blood
And walking arm in arm
You hope it don't get harmed
But even if it does
You'll just do it all again
You're young until you're not
You love until you don't
You try until you can't
You laugh until you cry
You cry until you laugh
And everyone must breathe
Until their dying breath
No, this is how it works
You peer inside yourself
You take the things you like
And try to love the things you took
And then you take that love you made
And stick it into some
Someone else's heart
Pumping someone else's blood
And walking arm in arm
You hope it don't get harmed
But even if it does
You'll just do it all again
korku...
kaybetmektense... kaybederim...
Aşığın paranoyası, şu iki büyülü içerik arasında gidip gelir; bir yanda fısıldayarak söylenen artık beni sevmiyorsun korkusu, öte yanda ise bize atalarımızdan miras kalmış olan o ünlü psikolojik açıklama bulunmaktadır: seni gülünç endişelerimle rahatsız etmeye hakkım yok. çünkü korkularım, aklı başında ve olgun davranmak için elimden geleni yapmama karşın, beni yavaş yavaş deliliğin kıyısına sürüklüyor...
........
...Aşk'ta güçlü olabilmek için "birşey yapabilme yetisi"ne değil, "hiçbir şey yapamama yetisi"ne sahip olmak gerekir desek daha doğru bir laf etmiş oluruz.
.....
alain de botton / romantik hareket
gitmesinden korktuğun için gitmek...
Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten
murathan mungan
Aşığın paranoyası, şu iki büyülü içerik arasında gidip gelir; bir yanda fısıldayarak söylenen artık beni sevmiyorsun korkusu, öte yanda ise bize atalarımızdan miras kalmış olan o ünlü psikolojik açıklama bulunmaktadır: seni gülünç endişelerimle rahatsız etmeye hakkım yok. çünkü korkularım, aklı başında ve olgun davranmak için elimden geleni yapmama karşın, beni yavaş yavaş deliliğin kıyısına sürüklüyor...
........
...Aşk'ta güçlü olabilmek için "birşey yapabilme yetisi"ne değil, "hiçbir şey yapamama yetisi"ne sahip olmak gerekir desek daha doğru bir laf etmiş oluruz.
.....
alain de botton / romantik hareket
gitmesinden korktuğun için gitmek...
Kimdi giden kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten
murathan mungan
13 Haziran 2007 Çarşamba
doğulan günler...
27 yaşıma girdiğim gün, evimde yalnız başıma oturup viski ve duman eşliğinde son 10 senedir bitirdiğim tüm defterleri okudum...
nerden gelip nereye gidiyorum diye mutu ve acıyı okudum... ikilemlerin kişisi olarak değişimin de bir sinüs eğrisi olduğunu fark etmek zor olmadı tüm yazılarda...
kendini keşfettiğin, kişisel sınırlarını yok ettiğini sandığın her adımda aslında onları belirlediğini gördüm ilk yıllarda...
sonra belirlenmiş olanlarla derme çatma bir hayat kurmaya çalıştığını...
28 yaşıma girdiğim gün, tüm bu yolculuğa rağmen hala ağlayabildiğimi gördüm, hem de iki gözümden de yaş gelerek...
Ama toparlanmak ve hayata kalınan yerden devam etmek geçen yıllara göre daha kolaydı...
Kavramsal tüm karamsarlıklara rağmen bu kadar gülebilen bir insan olmanın kişiye sağladığı güç her tecrübenin üstünde...
Sabır denilen şeyin ne olduğunu geride kalan yıllar ve toz yuvası defterler çok iyi anlatıyor insana...
Yarın?
Tabi ki güleç olacak...
Her gün iki gökkuşağı birden görmüyor insan...
Hakkını vermek gerek güzel günün...
nerden gelip nereye gidiyorum diye mutu ve acıyı okudum... ikilemlerin kişisi olarak değişimin de bir sinüs eğrisi olduğunu fark etmek zor olmadı tüm yazılarda...
kendini keşfettiğin, kişisel sınırlarını yok ettiğini sandığın her adımda aslında onları belirlediğini gördüm ilk yıllarda...
sonra belirlenmiş olanlarla derme çatma bir hayat kurmaya çalıştığını...
28 yaşıma girdiğim gün, tüm bu yolculuğa rağmen hala ağlayabildiğimi gördüm, hem de iki gözümden de yaş gelerek...
Ama toparlanmak ve hayata kalınan yerden devam etmek geçen yıllara göre daha kolaydı...
Kavramsal tüm karamsarlıklara rağmen bu kadar gülebilen bir insan olmanın kişiye sağladığı güç her tecrübenin üstünde...
Sabır denilen şeyin ne olduğunu geride kalan yıllar ve toz yuvası defterler çok iyi anlatıyor insana...
Yarın?
Tabi ki güleç olacak...
Her gün iki gökkuşağı birden görmüyor insan...
Hakkını vermek gerek güzel günün...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)