yeni gün en sevilenle başladı... south kensington...
le boheme de londres
tube yakını Carluccio's spaghetti alle vongole in bianco ve bir kadeh pinot grigio serra di pago, veneta...
ilk olarak the Conran Shop... Büyücek bir mug, sarılacak kulaksız bir teddy bear, Zeynep'e defter, ve büyük bir göz seyri ve doygunluğu...
bir tam King's Road turu ile birinci Muji viziti, gelişimi kutlayan yağmura uygun şemsiye, tabi ki antrasit... mükemmel kırtasiye ve defter alışverişi...
Cornwall Pastry Shop'ta café latte, yes indeed...
Sloane Square'den tube ile Oxford Circus... Kalabalığa girmemeli hemen Market Place... Spanish wine eşliğinde blue cheese burger...
çakır keyif eve dönüş ve karanlıkta oxford street'ten kings cross'a...
sevgi dolu bir gece... kulaksız teddy bear'im ve ben...
ilk gün korktum.. çok güzel zamanlarımı geçirdiğim bu kocaman şehre eskiyi kapatmak için yeniden ve yine bir gezgin olarak gelmenin ilk seferinde... artık bu şehirde yaşamanın nasıl bir şey olduğunu merak etmeden... bu şehirde devam etmeyeceğini bilerek... belkiler olmadan... hatta bu sefer geride bıraktıkların varken...
yağmurlu bir black cab yolculuğu ile şehri çisede gördüm... akşama güneş açtı... gülümsedim... ilk gün sadece birkaç adım öteye, ama ısınmak için gidilmesi gereken ilk yere, köşedeki pub'a gittik... cronenberg ile başladı ve sunday roast ile devam...
sonra eskiyi açtım.. ama en çok kağıt çıktı... eski günlükler... eski defterler... eski kitaplar... içinden askı bile çıktı... zamanda yolculuk...
bu şehirde, 2 yaz, 1 kış, 3 de bahar geçirdim... hepsi bir bavulun içinde şimdi... ve şimdi geri dönmek "ait" oldukları yere varmak için hazırlar...